KURUMLAR DEĞİŞMEZSE VESAYET BİTMEZ

Ordu, rejime vasi rolü oynayamaz durumda fakat, mesele vasinin değişmesi değil; Süregelen siyasi anlayışın kurumlarının, hukukunun değişmesi...
Bugün artık ordu, rejime vasi rolü oynayamaz duruma gelmiştir. Fakat mesele sadece vasinin değişmesi değildir. Süregelen siyasi anlayışın kurumlarının, hukukunun, paradigmasının değişmesi ve yeniden yapılandırılması zaruridir. Bu, Cumhuriyetin tarihi mirasına uygun bir çizgiye gelebilmesi demektir.
Önce TBMM’de görev yapan Muhafız ve Tören Taburu’nun görevine kuruluşundan 91 yıl sonra son verildi. Sonra internet Andıcı soruşturması kapsamında sorgulanan 26. Genelkurmay başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ darbeye teşebbüs ve silahlı terör örgütü kurmak suçlamasıyla tutuklandı. Ve vesayet tartışmaları hız kazandı.
Herhalde herkes ve belki de herkesten ziyade cihet-i askeriye şu hususun farkında olmalıdır. Asker, neredeyse bir asırdan fazladır, İttihat Terakki’den bu yana süregelen toplumu modernleştirme misyonunu yerine getirmiş gibidir. Şu an Türkiye olabildiği kadarı ile moderndir. Artık ordunun en azından bu bağlamda nezaretine ve vesayetine gerek yoktur. Uluslararası konjonktüre bakıldığında da, bir darbeye yeşil ışık yakılma ihtimali zayıf gözükmektedir. Bizatihi cihet-i askeriye vizyonunu yenilemek için misyonunu da yenilemelidir. Bu dikkat ve enerjiyi, ülke içinden ziyade, küresel stratejiler oluşturmak üzere yoğunlaştırmak için bir imkan olarak da değerlendirilebilir.
Ordu-millet, ordu-devlet tezleri
Ancak şunu da söylemek gerekir ki, Türkiye’de darbeler ve askeri vesayet, ordu-millet, ordu-devlet tezleri ile meşrulaştırılmaya, tarihî ve mantıkî arka-plan oluşturulmaya çalışılmıştır. Esasen Türk devletlerinin ordu-devlet olduğu tezi, üretilmiş bir tezdir ve tarihî hakikatlerle de pek bağdaşmamaktadır. Ordu-devlet gibi, ordu-millet tezinin de, üretilmiş olduğunu ve/veya ordunun devlet ve toplum üzerinde vesayetine mesnet olması için gerçekliğin çarpıtılmış bir ifade şekli olduğu söylenebilir. Türk devlet geleneğinde ordunun devlet ve toplum üzerinde vesayeti gibi bir şey söz konusu değildir. Evvela değinmek gerekir ki, Orta-Asya Turanî kavimlerinin kurduğu devletlerin modern devlet organizasyonu ile benzerliği çok azdır. Daha doğrusu göçebe Türklerin kurduğu bu organizasyonlar ile eşzamanlı olarak var olan yerleşik toplumların, Çinlilerin, İranlıların, Hintlilerin, devlet organizasyonlarına da pek benzememektedir. Turanî kavimlerin bugünün tarih yazıcılığının devlet olarak adlandırdığı örgütlenmeleri, büyük ölçüde boyların, kabilelerin bir araya gelerek oluşturduğu, belki federasyon denilebilecek örgütlenmelerdir. Başta da bir başbuğ, kağan, han, hakan vardır. Devlete dair Selçuklar İranlılardan, Osmanlı hem İran hem de Bizans’tan çok şey alır, öğrenir. Orta-Asya Türk toplulukları da benzer şekilde Çin’den, özellikle devlet organizasyonu ve idaresi hususunda da, etkilenir. Bunun sebebi, devlet ile topluluğun ayrıştığı, topluluğun dışında, ona tahakküm eden bir devlet örgütlenmesinin, göçebe toplumlardan ziyade yerleşik toplumlara has oluşudur. Bütün Türk devletlerinde, devlet kurumlarının üzerinde ya padişah-sultan ya da hakan veya başbuğ vardır. Orta-Asya Türk devletleri de dâhil, Selçuklularda ve Osmanlılarda ordunun devlet ve toplum üzerinde vesayetinden bahsetmek tarihî hakikatlerle bağdaşmaz. Göçebe Turanî kavimlerde ordu ile topluluğun ayrışmadığı, topluluğun dışında ve üzerinde, ona tahakküm edebilecek bir ordu örgütlenmesi olmadığı görülür. Osmanlı’nın muhtemelen Roma modelini örnek alarak oluşturduğu Yeniçeri Ocağı ise izaha çalıştığımız Turanî geleneğin dışındadır. Ancak Roma’nın lejyonları şehrin (Roma’nın) dışındadır. Osmanlı’da Yeniçerilerin İstanbul’da oluşu özellikle sonraları sorun çıkmasının zemini olur. Akıncı ve Sipahi Ocakları ise eski geleneğin devamı olarak görülebilir. Akıncılar Osmanlı’nın Orta Asya bozkırlarından taşıdığı göçebeliğin pozitif yanıdır, Turani kavimlerin savaşçılığı ile İslamiyet’in Cihat prensibinin buluşmasıdır, Alperenlerin 16. yüzyıla kadar gelen mücessem halidir. Sipahi Ocağı ise, göçebe savaşçılardan olan Türklerin yerleşik hayata geçiş sürecinde, tımar usulü ile orduyu üretimin içinde örgütlemesinin, mükemmel sayılabilecek bir uygulamasıdır. Önemle vurgulanması gereken iki husus ise şudur: Akıncı Ocağı’nın bitişi esasen Osmanlı’nın Orta Asya bozkırlarından taşıdığı göçebeliğin pozitif yönünün, dinamizminin bitişidir. İkinci olarak, İttihatçılardan bu yana süregelen Askeriyenin devlete ve topluma tahakküm etmesi geleneği tarihte dayanağını, belki Yeniçeri Ocağı’nda bulabilir. Bu, onun devamıdır demek değildir. Ancak Yeniçerilerde de, kendi kurumsal varlıkları, devlet ve milletin menfaatleriyle bir ve aynı telakki olunuyor veya üstünde tutuluyor, manasındadır. Yeniçeri Ocağını, Türk devlet ve ordu geleneği içinde düşünmek, ne kadar doğru olur?
Bu yeni tipte ve çarpıtılmış şekilde, ordu-devlet ve de ordu-millet anlayışının oluşmasında Alman Goltz Paşa’nın (Colmar von der Goltz) asker-millet düşüncesini İttihatçılara benimsetmesinin de mühim rolü vardır. Goltz Paşa’nın Das Volk in Wajfen (Asker-Millet) adıyla kaleme aldığı eseri, 1884 tarihinde Millet-i Müsallaha adıyla Osmanlıcaya çevrilir. Kitap askerî okulda subaylara tavsiye edildiği gibi, birçok aydın tarafından analiz edilir. Goltz Paşa, İstanbul yerine bir Anadolu şehrinin başkent olmasını da ilk önerenlerdendir. Tüm bunlar, İttihatçıların ve sonra Kemalistlerin Türklük tahayyülleri ve Türkçülük ideolojisi üzerinde etkili olur. İttihatçıların Türk milletini askerî bir toplum olarak yeniden yaratma projesinde Cemiyet’in yarı-askerî karakteri de etkindir. Çoğu genç subaylar tarafından çıkarılan İttihatçı dergilerin isimleri de militaristtir, Silah, Süngü, Top, Tüfenk, Hançer gibi.
Yeni Osmanlıcılık değil ama...
Siyasi sisteme dair tartışmalar, askeri vesayet, başkanlık sistemi, senato lüzumu, MGK gibi devlet kurullarının devlet içindeki yeri ve işlevi, bugüne ait tartışmalar değildir, hepsinin belli derecelerde evveliyatı vardır. Bunun için yakın tarihte bu meseleye değinenlere (Celal Bayar, Halide Edip Adıvar vb.) müracaat edilebilir. Ayrıca yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Osmanlı’da devletin bütün kurumlarının üzerinde padişah-halife var olduğu göz ardı edilmemelidir. Daha önceki Türk devletlerinde de durum aynıdır; bütün devlet kurumlarının üzerin hakan veya başbuğ vardır. Cumhuriyetin başında Mustafa Kemal Atatürk’ün güçlü cumhurbaşkanlığı ve “tek adamlığı” bunun devamı gibidir. Esasen Mareşal Fevzi Çakmak’ın Mustafa Kemal Atatürk’e “Başbuğum” şeklinde hitap etmesi de bu geleneğin tezahürü olarak görülebilir. Atatürk’ün Cumhuriyet sonrası askerlikten istifası ve siyasete devam edecek askerlere de istifa şartı getirmesi, orduyu politika dışında tutma siyaseti olarak değerlendirilir.
Cumhuriyetin ilk anayasası, birinci meclis, yani yerel kongrelerin delegelerinden oluşan ve millet iradesini hakikaten tecessüm ettiren meclis tarafından yazıldı. Gerçi daha sonra Milli Mücadele’nin önderi Mustafa Kemal karizmatik, otoriter bir ‘şefe’, rejim de tek parti rejimine dönüşmüşse de, anayasanın millet egemenliği ve bu egemenliğin yalnız ve ancak TBMM tarafından kullanılabileceği hususları değişmemiştir. 27 Mayıs Anayasası ile ihdas olunan atanmış kurulların (Anayasa Mahkemesi, MGK vb.) vesayet rejimini kurumsallaştırıp pekiştirmesi de bu tabloya eklenince, milli iradenin hükmünün yürümesine mani bir sistemin geliştiği açıkça görülmektedir. Bugün artık cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecektir. Ancak parlamenter sistemde seçilmiş cumhurbaşkanı nasıl olacaktır? Başbakan ile birlikte bir iki başlılık ortaya çıkmayacak mıdır? Bu da ayrı bir meseledir. Başkanlık sistemi tartışmaları elbette abesle iştigal değildir. Devletin bir şekilde yeniden yapılandırılması kaçınılmazdır.
Bugün ordu, rejime vasi rolü oynayamaz durumdadır. Ancak mesele sadece vasinin değişmesi değildir. Vesayet rejiminin sona ermesi için, İttihat-Terakki’den beri süregelen siyasi anlayışın kurumlarının, hukukunun, paradigmasının değişmesi ve yeniden yapılandırılması zaruridir. Bu yeni-Osmanlıcılık değil ama Osmanlı gibi yaşamak demektir. Futbolun ordinaryüsü Lefter’in cenazesinde olduğu gibi her rengin bir arada olması demektir. Bunun için 6 Eylül 1955’te olduğu gibi, zincirlerinden boşanmış güruhun ekalliyetin üzerine saldırmaması, bu arada Lefter’in de yaşadığı adalara motorlarla hücum edilmemesi demektir. İstanbul’un göbeğinde güpegündüz Hrant’ın nasıl öldürülebildiğinin açığa çıkması demektir. Cumhuriyetin sırtından İttihat-Terakki’nin kamburlarını atıp, yüzyıl önce Kafkasya ve Rumeli’de Türklerin ve Müslümanların yaşadığı katliamları, yüksek sesle dile getirmesi demektir. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Molla Mustafa Barzani’nin “peşmergelerimle Türkiye’nin yanında savaşmaya hazırım” dediği söylenir; mümkün ve mantıki olan, Kürtlerle bir ve beraber olunabilecek bir siyaset izlenebilmesi demektir. Bu, Cumhuriyetin tarihi mirasına uygun bir çizgiye gelebilmesi demektir.
Celal Tahir (Yazar)/Star
PKK'lı Teröristten HATAY İTİRAFI"Bu saldırı göstere göstere geldi. PKK adeta 'Bürke Yaylası'ndaki adamlarımla saldırıya geliyorum' diye bas bas bağırdı."
Dolmuşta Kenetlenen Vatandaş Tek YürekToplu taşımanın kıymetini bilelim. Bizi içeriden ve dışarıdan bölmeye çalışanların oyunlarına gelmeyelim...
PKK Sabotajlarının Perde Arkası!Anlamsız sandığımız PKK saldırılarının pek çoğu aslında gerçek PKK saldırısı değil ve bunların PKK dışı pek çok sebebi var...
İran-PKK-Suriye Hattında ŞOK İDDİA?Dünya karşı Suriye'yi ve İran'ı savunan, onlara destek veren Türkiye, İran-PKK-Suriye üçgeninde terörle terbiye edilmek mi isteniyor...
İşte DAKİKA DAKİKA ULUDERE GERÇEĞİ"İlk görüntüleri biz verdik" diyen ABD'lilerin predatorleri olay günü Kandil üzerindeydi. TSK Heronları ilk görüntüleri geçtikten 3 saat 4 dakika sonra bölgeye gelebildi.
Aktifhaber'in ANALİZİ Gündem BelirlediWSJ'nin "Uludere istihbaratı bizden" haberine ilişkin Aktifhaber'in olayın perde arkasını deşifre ettiği analizi gündem belirledi...
OYAK Sitesinden Gazeteciye Tehdit E-mail yazarak OYAK Pazarlama’da asli işini nasıl yapıyor diye düşündüm. Ergenekon davası sürecinde bu işin asli işi olabileceğini öğrendim...
ABD Kongresi'ne MESAJ, TSK'YA DARBEABD'nin daha önce yalanladığı Uludere istihbaratıyla ilgili WSJ'de çıkan haberin PERDE ARKASI... ABD Kongresi'ne mesaj verdiler, Obama ve TSK'ya operasyon çektiler...
- Ali Koç'u VETO Eden İsim Kim?
- İstanbul'da Adım Adım İnsan Kaçakçılığı!
- Azerbaycan'a Kadın Eli Değdi!
- Viranşehir'de Kaza: 1 Ölü, 4 Yaralı
- TFF'den Ayrılıp Fener Yönetimine Geçti!
- TSK Denetime Açılmazsa Uludere Bitmez
- İsrailli Yerleşimcilerden Filistinlilere Ateş!
- Survivor Bitince Hangi Dizide Rol Alacak?
- Sendikalarda Renkli Yolsuzluk Yöntemleri
- PKK'lı Teröristten HATAY İTİRAFI
- Platini'den ÇOK SERT Şike Açıklaması
- Mustafa Kamalak Kaza Geçirdi
- İstanbul'un Göbeğinde Terör Saldırısı
- Güney Kıbrıs'a Küçük İsrail Kuruluyor!
- Yeni Yüksekova Çetesi 'İran Bağlantılı KCK'
- Sözcü'den Başbakan'ı Kızdıracak MANŞET
- Beşiktaş'ta Tayfur'un Yerine 3 ADAY?
- NATO Karşıtlarına Polis Müdahalesi: 70 Gözaltı
- "‘Atam İzindeyiz’ Deyip İzne Çıkmadık"
- Şanlıurfaspor'da Şampiyonluk Sevinci
- Hükümetin Yeni Zam Teklifi Ne Olacak?
- İktidar ve Muhalefeti Buluşturan Düğün
- Turgut Özal'ın Ölümündeki 5 İHMAL?
- Restoran İşletmecisi İki Kişiyi Yaraladı
- Otobüse Molotoflu Saldırı
- Nato Zirvesi Chicago'da Başladı
- 6 Öğrenci Boğularak Öldü
- First Ladyler Organik Mutfakta Buluştu
- Şanlıurfa'da Minibüs Takla Attı; 3 Ölü 9 Yaralı
- 3 Ayda 20 Kilo Verin!
- Başbakan Erdoğan Pakistan’a Geldi
- Kılıçdaroğlu'ndan Aziz Yıldırım'a Tebrik
- Yunan Şakası Papandreu'yu Kızdırdı
- NATO Zirvesi Lider Eşlerini de Buluşturdu
- İşte Fenerbahçe'nin İlk Transferi
- Doğumda Bebeğin Kafasını Kopardılar
- Rasmussen'den Afganistan Açıklaması
- Haşimi Davasında Gerginlik
- Rusya'dan Çarpıcı İran İddiası
- Medvedev: Bu Yıl Ekonomi Daha Zor Olsa da Hazırız








